ERK DEMOKRATIK PARTIYASI

Kişen giyme, boyun eğme, ki sen de hür doğmuşsun !


PARTİ PROGRAMI       İletiÅŸim

TÜRKÇE  ENGLISH РУССКИЙ ЎЗБЕКЧА
MENÜ
  Ana Sayfa
  Yazarlar
HABERLER
TOPLUM
ANALIZ
SIYASET
ÝNSAN HAKLARI
KÜLTÜR-SANAT
DÝYALOG
GÜNDEM
  Haber ArÅŸivi  Â 
  Foto Galeri  Â 
  Video Galeri  Â 
  Kitaplar  Â 
  Dosyalar  Â 
  АРХИВ

Site İçi Arama

En Çok Okunan Haberler
Ali Kuþçu
Millî Mücadele ve Özbekler Tekkesi
Kerimov Türk Birliði'ni sabota ediyor!
Kerimov'un Türk düþmanlýðý
Kurtuluþ Savaþý'na Türkistan yardýmý
Kitaplar
The Opponnet
Asarlar majmuasi
M. Solih Kulliyoti
Izbarannye prozivdenija
''Sevgi haqida kitob''
Buhara - 30.07.2009
Bu Habere puan veriniz   Toplam Puaný = 10
Buhara / Yaðmur Tunalý

Þehir, medeniyet demektir. Nerede bir þehir varsa, orada medeni çizgilerden söz edilebilir. Bu genel hüküm, medeniyet yaratmayý ifade etmez. Her medeni durum, orijinal olmadýðý gibi, her þehir de orijinal bir medeni durum göstermez. Bugünün hâkim medeniyeti içinde, batýnýn medeni þehirleri içinde kendisine has bir çizgi yaratanlarý pek azdýr. Amerika þehirleri, batý medeniyetinin en tipik örneklerini verirler. Tamamen teknik ve pragmatik özelliklerle, devâsa birimlerle oluþturulan bu þehirler, tarihi perspektifi düþündürmeyecek kadar orijinaldir. Tarihi perspektifi inkâr etmesi mümkün olmayan Avrupa þehirleri, ayný medeniyetin ürkek örneklerini verirler. Çünkü tarihin aðýrlýðý onlarý sýnýrsýz denemeler konusunda devamlý ikaz eder.

Demek oluyor ki, yeni medeniyet de eski medeniyetler karþýsýnda veya tarih karþýsýnda saygýsý, ilgisi derecesinde orijinal renklerini yansýtýr. Dünü inkâr etmemek, bugünün zorlayýcý medeni çizgilerini mahcub bir yaratýcýlýða veya en azýndan dikkatli bir yenileþmeye zorlar. Yenileþme kaçýnýlmazdýr, medeniyete elbette karþý durulamaz. Ancak Amerika gibi, geriden baskýsýný hissedeceði uzun bir tarihi olmayan, dolayýsýyla medeni tecrübeleri çeþitlenmemiþ ülkeler, yeni medeniyetin en hür temsilcileri olabilirler. En cesur denemeler onlardan gelir. Dolayýsýyla, gökdelenler ana kýtalardan deðil, öncelikle Yenidünya’dan yükselirler. Bu, orijinal bir þehir kültürüdür. Burada orijinal, sadece orijinal demektir. Güzel, emsalsiz yaratýlmýþ, emn iyi çözüm, diðerlerinden iyi gibi deðerleri ifade etmez.

Tarihe doðru yol alýndýðýnda, Baðdat, Semerra, Seviyye, Kurtuba ve diðer Endülüs þehirleri Ýslâm Medeniyetinin ilk orijinal þehirleri olarak karþýmýza çýkar. Medine ve Mekke, bu manada kendine benzetilmiþ, uyarlanmýþ, makyajlanmýþ þehirlerdir.

Bu örneklerin artmasý için, Abbasi döneminden itibaren Türklerin bu medeniyetin öncülüðünü devralmalarý gerekecektir. Daha 10., 11. asýrlarda ana çizgilerini görmeye baþladýðýmýz bu medeniyetin þehircilik çizgileri, yeni denemelerle 12.asýda belli bir kývama ulaþacaktýr. Mâveraünnehir, Mezopotamya ve Anadolu’da yükselen þehirler, yeni ve orijinal bir çizgide geliþirler. Herat, Isfahan, Baðdat, Konya birbirinden etkiler alan, benzer noktalar yanýnda ayrýlan noktalarý da çok olan ortak bir anlayýþýn eseri olarak, hâkim medeniyeti söylerler. Bu yapý medeniyetinin yaratýcýlýðý en çok, dini eserlerde ve kamu binalarýnda göze çarpar. Zaten þehir, mahallelerden oluþur ve mahalle bir cami etrafýnda þekillenir. Cami, önemli merkezlerde, külliyenin bir parçasýdýr, Külliye, çocuk okulu (sýbyan mektebi), orta ve yüksek okul (medrese), hastane (þifahane), aþevi (imaret) ve benzeri yapýlar topluluðudur. Þehre karakterini, bu yapýlarý merkez alan yerleþimler verir. Yaþama yerleri, yani evler, bu merkez etrafýnda yerleþir. Daha mütevazi çizgilerde yapýlýr. Merkezde yerleþen külliye ve sair devlet binalarý yanýnda mahcub bir görünüþte, daha doðru bir ifadeyle onlarýn önemini gölgelememe gayretindedirler. Ýleri gelenlerin konaklarý, köþkleri, yalýlarý bu durumu zorlasa da derin bir çatýþma yaþanacak seviyeyi bulduklarý görülmez. Bu konuda cemiyetin bütün katmanlarýnda ince ayarlý bir ölçü, oto-kontrol diyebileceðimiz anlayýþ geçerlidir ve bu þehircilik anlayýþý çerçevesinde geliþen þehirler ve mimari çizgileri orijinaldir. O kadar orijinal ve zihni temeli o kadar saðlamdýr ki, bin yýllýk dönemde ana unsurlarý çok fazla deðiþtirilememiþtir. Bugünün þehirciliði içinde de yeniden yaratýlamadýðý için, büyük ölçüde terk edilmesi gündeme gelmiþtir. Bu terk süreci hâlâ tamamlanmýþ deðildir. Dolayýsýyla yeniden yaratma sürecine dönüþüm de ihtimal dâhilindedir. Bu büsbütün yeni ve çetrefil konuyu bir tarafa býrakarak meselemize dönecek olursak göreceðimiz manzara ve vereceðimiz hüküm þudur: Dünün orijinal Türk medeniyetinin orijinal þehirleri vardý. Orijinal hayatlarý olduðu gibi. Bu orijinal þehirler, dünya kültür mirasýnýn en seçkin örnekleri arasýndadýr. Týpký Türk devletleri, idari yapýsý, toprak sistemi, adli sistemi, hiyerarþik düzeni vesairede olduðu gibi.

Söz Semerkant ve Buhara’ya gelince, bu medeni çizginin en muhteþem örnekleri olduklarýný ifade etmek, mümkün olmaktan öte, bir gerçekliði belirtecektir.

Hicri 3–4. (miladi 8–9) asýrlar bölgenin Ýslâm’la tanýþtýðý zamandýr. Yeni bir ruha bürünmekte olan þehirlerimiz, sogdiani çizgilerden Türk-Ýslâm çizgisine kaymakta ve yeniden þekillenmektedir. Sasaniler ve sonra Türk boylarýnýn elinde devam eden bu geliþme, Moðol felâketiyle alt üst olur. Ama taþ üstünde taþ kalmayan bu dünya incilerinin þansý da bu yýkýntýlar içinden doðar. O devirde o bölge dünyanýn en medeni bölgesiydi. Moðol istilâlarý bu medeniyetin yýkýntýlarý arasýndan yükselen bir Almanya gibi, bu þehirler de o medeniyetin yaratýcýlýðý tarafýndan yeniden, daha gür ve kuvvetli, daha yüksek zevk ve estetik çizgilerle kuruldular.

13. asýrdan itibaren görüyoruz ki, dünyanýn medeniyet aðýrlýðý, Mâveraünnehir denilen, Ceyhun (Amuderya), Seyhun (Sýrderya) arasýndadýr. Ýran sahasý da çizgiye yakýndýr. Meselâ Herat, dünyanýn en kalabalýk, en büyük þehridir. Isfahan, Niþabur diðer þehirlerdir. Semerkant ve Buhara ise onlarý takip eden, sýk sýk el deðiþtiren, istikrar arayýþý içinde belli büyüklükte kalan þehirlerdir. Özellikle Semerkant, çok gözde bir merkezdir. Kýsa dönemlerle baþkentlik verilen bu stratejik þehir, daha sonraki zamanlarda büyük Timur’la gerçekleþtirdiði çýkýþýna ve “þehirlerin þahý” unvanýna yolculuðunu, bu 13.asýrlarda baþlatýr.

Türk milletinin büyük cihangirlerinden olan Timur, kurduðu büyük imparatorluðun baþkentini Semerkant’a taþýr. Artýk Semerkant’ýn baþýna talih kuþu konmuþtur. Öyle muazzam bir imar faaliyeti baþlar ki, þehir devamlý bir þantiye görünümündedir. Timur’un her sefer dönüþünde yeni bir eser, yeni bir külliye, hatta yeni bir mahalle tamamlanýr. Kýsa sürede þehir, orijinal, büyük bir merkez olur. Devletin zenginliði ve ihtiþamýný anlamak için, o þehri görmek kâfidir. Bugün elimizdeki o döneme ait tek seyahatnamede ve özellikle bir eserin adýný verecek olursak, Attila’dan Timur’a Avrupa ve Asya (Emanuel Berle, Doðan kitap 1999) adlý eserde bu geliþmenin siyasi ve külturel izahlarýný bulabilirsiniz.

Bugünkü Semerkant ve Buhara, hâlâ görenleri büyülüyor. 14. ve 15. asýrlarda gerçek kimliðini bulan ve 200 yýlý aþkýn bir süre daha geliþimini devam ettiren bu þehirlerden bugüne ne kaldý? Sorusu tam olarak incelenmiþ deðildir. Bildiklerimize bakýlýrsa çok az þey kaldýðýný söyleyebiliriz. Zamanýn yýpratýcý etkisi, zenginliðin kaybolmasýyla yenilenmenin saðlanamamasý, Moðol etkisi kadar olmasa da, Sovyet yýkýcýlýðý, bu muazzam þehirlerin bugüne intikalinin önündeki en büyük engellerdi. Bugün Semerkant’ýn tam olarak ayakta kalan külliyesi yok gibidir. Cami mimarisi, hemen hemen bütünüyle yok olmuþtur. Medrese ve türbe aðýrlýklý, yer yer mescitlerde de görülen bir eski eser türü mevcuduyla karþý karþýyayýz.

Semerkant deyince, tarihi çerçeveden ana çizgiler, bu büyük eserlerle görülür. Ancak bu þehrin tarihi çerçevesi, henüz bugüne kazandýrýlmýþ deðil. Türkiye dâhil, dünyadan pek çok ilim adamýnýn, özellikle mimar ve sanat tarihçilerinin, þehircilerin çalýþmalarý olduðunu biliyoruz. Ancak, bu çalýþmalarýn arþivlerle beslenmemesi, sonuca ulaþmayý zorlaþtýrýyor. Konuþtuðumuz uzmanlar, hayranlýk ifade etmekten çok ileri gidebilecek fikirler söyleyebilmek için zamana ihtiyaç duyulduðunu söylüyorlar.

Ve Buhara… Daha karmaþýk bir tarihi geçmiþi olan Türk þehri… 11,12 ve 13. asýrlarda Semerkant kadar parlak görünmese de önemli bir merkezdir. Özellikle dini ilimler sahasýnda yüksek seviyede eðitim öðretim veren medreselerin olduðunu biliyoruz. Dolayýsýyla özellikle bir ilim baþkenti olarak temayüz etmiþtir. Sadece dinli ilimlerde öne çýkmakla kalmamýþ, dini mistisizmde de ýþýklarýný dalga dalga yayar olmuþtur. Bu çerçevede, Ýslâm inanýþýnda dünyanýn sayýlý mistik yollarýndan biri olan Nakþîliðin piri Þah-ý Nakþibendî hazretleri Buhara topraðýndan feyz alýp vermiþtir. Hadis ilminin bir numaralý ismi sahih-i Buhari müellifi, adý üstünde Buhara’lýdýr. Bugün, makamý Semerkant’a 50 km. mesafede bulunan bu büyük zatýn hizmeti, 800 yýl sonraki durum itibariyle deðerlendirildiðinde ebediyete deðin akýp gidecektir.

Bugünün Buhara’sý, düz bir ovada kurulmuþ, yüksek binalara iltifat etmeyen haliyle, 30–40 yýl öncesinin Konya’sýný hatýrlatýr. Bunun için meselâ, Hz. Mevlâna ile ilgili bir film için, Buhara önemli bir plâto hizmeti verebilir. Özellikle yarý harabe haliyle Ark denilen kaleden girilen eski þehir manzarasý, gerçekten bir eski zaman görüntüsüdür. Günün her saatinde ve her mevsimde bu eski zamanýn vakti ve saati yaþanabilen bu mekân, Hive ile beraber sayýlý örnekler arasýndadýr.

Amin Malouf’un Semerkant romanýný okuyanlar, bu mekâný da görürlerse, bir köþeden Ömer Hayyam’ýn, bir köseden Hasan Sabbah’ýn çýktýðýný kolaylýkla hayal edebilirler. Meþhur kolon minaresinin önünde, dünyanýn her tarafýndan yine meþhur Mirarap medresesine gelen ve yetiþtirilip gidecek olan medrese talebelerine rastlayabilirler. Biraz ileride meþhur Buhara Yahudilerinden bir grubun Hahamlarýnýn etrafýnda halka olup Ahd-i Atik’i, On Emir’i talim ettiklerini görebilirler. BU manzara, bu düþünceye, bu hayale ve bu tasavvura imkân verecek ölçüde otantik çizgiler taþýr.

Hâsýlý, Semerkant ve Buhara, dünyanýn tarihte en orijinal þehirleri arasýndayken, buðun de tarihe yolculuða imkân verecek en sihirli, en týlsýmlý mekânlar olarak zikredilmeye deðer. Ancak, Türk’ün batýda parlayacak Osmanlý güneþine raðmen, Doðuda duruþunu ve 17.asýrdan itibaren devamlý kaybediþinin hikâyesi de bu iki þehrin hikâyesinde beraberdir. Annabel Lee þairinin “þehirlerin kraliçesi” dediði Semerkant ve O’nun yakýn kader arkadaþý Buhara, bir çöküþün tarihine þahitlik edecektir. Bir hatýrlatma olmak üzere Emmanuel Barl’in özetini vermekte fayda var:

“Timur’dan sonra Turan’da bölünmeler kesinleþti. Moðol Ýmparatorluðunun artýk Batý Asya’yla hiçbir iliþkisi olmayacaktýr. Çin, duvarlarýnýn arkasýna çekilecekti. Altýnordu’dan kurtulan Slavlar, Türklere karþý Rus Ýmparatorluðunu kuracaktý. Ankara savaþý Osmanlýlarý anayurt Turan’dan kesin olarak koparmýþtý. Asyalý karakteri gitgide azalacak, artýk hep batýya doðru ilerleyecekti.

Maveraünnehir, kendi zaferinin yarattýðý felâketten aðýr yara alan ülkeydi. Kendisi için fazla büyük bir meyve vermiþti; þimdi kökler o meyveyi besleyemiyordu.

Semerkant çok uzun süre dünyanýn baþkenti olarak kalamayacaktý.

(…) Türk-Moðol mucizesi sona erdiðinde, Timur, steplerin büyük imparatorlarýnýn sonuncusu olacaktý. Babür Þah, gerçek Asya imparatorluðunu kurma baþarýsýný gösteremedi. Bu nedenle Hindistan’a yönelecekti.(…) Böylece her þey mahvolmuþtu: Fatih batýnýn coþkun atýlýmý, Müslüman mistiði, Moðollarýn militarist idealleri, hepsi, her þey kaybedilmiþti. Evet hiçbir þey yoktu ve Timur’un güçlü kiþiliði de yok olunca, sanki sadece Çin’de kalmýþ, küçük, yavan bir yaþam belirtisi dýþýnda bu ölü evrende hiç kimse kalmamýþtý.

Avrupa’ya gelince, tüm karanlýk dönemlerinde olduðu gibi, bir kez daha, sadece küçük Asya’nýn uzantýsý gibiydi. Hz. Muhammed’in ölümü öncesindeki ümitsiz çaða geri dönülüyordu sanki. Roma Ýmparatorluðunun paramparça olduðu günler yeniden yaþanýyordu. Coþku söndükçe, mimarlýk da geriliyordu; uluslar ve insanlarla birlikte biçimler de bozuluyordu. Ýbn-i Haldun haklýydý; evrensel ruh her þeyiyle parçalanmýþ, kendisine tekrar hayat verecek ilâhi lütfu bekliyordu.” (a.g.e. s 254)

15. asýr Endülüs tarihçisinin tesbiti bugün için de geçerli. Hala evrensel ruh, hala o o ilâhi lütfun ihtiyacý içinde, fakat ona lâyýk olabilmek noktasýnda atýlacak adýmlarýn arayýcýlýðýnda kývranýyor. Aziz Türk þehirleri Semerkant ve Buhara, bu arayýþýn Ýbn-i Haldun tesbitine “beli” diyen sesini yükseltecek bir irfan bekliyor.

Bu haber 980 defa okundu. admin21 Tarafýndan Eklendi.
 Okuyucu Yorumlarý
 
Buhara
Bu Haber Hiç Yorumlanmamýþtýr.
Tüm Yorumlarý Okumak Ýçin Týklayýnýz
BU KATEGORÝDE SON HABERLER
 Buhara
 Kurtuluþ Savaþý'na Türkistan yardýmý
 Buhara'dan Ýzmir fatihi'ne
 Rus Yardýmý Deðil, Buhara Altýnlarý
 Buharalý Mehmetçikler
 Büyük Cengiz Türkî'yi hatýrlayarak
 Bayraklý Baba
 Dünyayý þaþýrtan Osmanlý robotu
 Sizin gibi aydýnýn 7’den 70’ini
 Parfi'nin þiirleri Türkiye Türkçesinde
 Türk Lehçeleri Sempozyümü
 Bilkentlilerden müthiþ buluþ!
 Kuran'daki cennet Türkiye'de mi?
 Zulme direnen kalem; Arpacýk
 Vahapzade vefat etti

Geri Dön

Okur Sistemi
Kullanıcı:
Åžifre:
Åžifremi Unuttum
Üye Olmak İstiyorum
Kerimov varsa demokrasi yok
Muhammed Salih
Anket
Sitemizi nasýl buldunuz?
Ýyi % 74
Kötü % 25
Bu Ankete 1032 Kişi Katıldı
Foto Galeri
Muhammed Salih
Hit : 5508
ERK Nümayiþleri
Hit : 5007
Yeni kitaplar
Hit : 4486
Video Galeri
Turkistan TV
Hit : 4448
Andican Halk Kýrýmý
Hit : 6023
Türk Dünyasý
Hit : 4910
Dosyalar
ERK Partisi Siyasi Platformu
 

 

ÖZBEKİSTAN ‘’ERK’’ DEMOKRATİK PARTİSİ

Özbekistan ‘’ERK’’ Demokratik Partisi resmi web sayfası
Hosting İletişim: erkparty@yahoo.com

Hosting Kozmetik domain web tasarımı server asp.net