|
|
|
Millî Mücadele ve Özbekler Tekkesi
-
|
MÝLLÎ MÜCADELE VE ÖZBEKLER TEKKESÝ
Prof. Dr. Süleyman BEYOÐLU
Kaynak: www.uzbekistanerk.org, 2003
Biz burada Osmanlý devleti-tekke iliþkilerini siyasî ve iktisadî açýdan ele almaya çalýþacaðýz. Çünkü tekkeler hakkýnda Osmanlý arþivi oldukça ilginç belgeler ihtiva etmektedir. Burada araþtýrmalarýmýz sýrasýnda devletin Özbekler tekkesine yaptýðý tahsisatlara ve tekke þeyhlerinin sarayla iliþkilerine dair rastlanýlan orijinal belgeler deðerlendirilecektir. Özelde Üsküdar Özbekler tekkesi ve genelde tekkeler üzerinde bazý önemli ilmî çalýþmalar bulunmaktadýr. Ancak bu çalýþmalarda birkaç arþiv vesikasý dýþýnda Osmanlý arþiv belgeleri yeterince kullanýlmamýþtýr. Biz bu çalýþmalara bir katkýda bulunmak için makalemizi kaleme aldýk. Aslýnda Özbekler tekkesinin dinî yönünden çok bizi sahamýz itibariyle ilgilendiren siyasî ve iktisadî yönü olmuþtur. Bu anlamda Sultantepe Özbekler Tekkesi’nin Millî Mücadele tarihimiz açýsýndan da önemli bir yeri bulunmaktadýr.
Tekkelerin Osmanlý dinî, siyasî, kültürel ve sosyal hayatýnda önemli bir yeri olduðu açýktýr. Bu sebepledir ki, diðer Müslüman topluluklar arasýnda olduðu gibi Osmanlý Devleti’nde bu tür dinî kurumlarýn sayýlarý oldukça fazladýr. Bunlardan biri de Üsküdar'da Orta Asya'dan Ýstanbul'a gelenlerin barýnaðý olarak tesis edilmiþ olan Özbekler Tekkesi’dir. Nakþibendî tarikatýna baðlý olan tekke "el-Hac Hoca Hâce, Hacý Hoca, Kalenderhane" gibi adlarla anýlmýþtýr. Özbekler Tekkesi 1166/1752-53'te Maraþ valisi Abdullah Paþa (ölm. 1755) tarafýndan kurulmuþtur. 1752-58'de, Çaprastlý Hasan Aða adýnda bir þahsýn masraflarýný karþýlamasýyla ilk postniþin Þeyh Seyyid Hacý Hâce Abdullah Efendi, tekkeyi mensup olduðu Nakþibendî tarikatýna vakfetmiþtir. Baþlangýçta mescit-tevhidhaneye minber konularak hizmet eden tekke zaman içinde yapýlan ilavelerle tam teþekküllü bir tarikat tesisi haline gelmiþtir. Tekke’ye, 1 Cemaziyel evvel 1174/ 9 Aralýk 1760 tarihinde çýkarýlan bir ferman gereðince Filibe Mukataasý malýndan her ay iki kile ve her gün bir vukiyye pirinç tahsis edildi. Ancak Filibe’den pirincin nakli sýrasýnda yarý miktarý yollarda ziyan oluyordu. Filibe’den Özbekler Tekkesi’ne tahsis edilen pirincin tekke marifetiyle getirilmesi güçlüðü dikkate alýnarak, tekkeye gelen fakirlerin beslenmesinde kullanýlan iaþenin Matbah-ý Amire’den günlük bir þinik verilmesine karar verildi. 3 Cemaziyel-ahýr 1180/ 6 Kasým1766’de Sultan Mustafa’nýn ölümü üzerine, Tekkeden Musa ve Seyyid Nizameddin Mehmed kardeþler bu beratý yenilemiþlerdi. Seyyid Nizameddin Mehmed Efendi’nin ölümüyle oðlu Seyyid Þeyh Cemaleddin adýna 1199/1785 yýlýnda beratýn yeniden “ tecdid” edildiði anlaþýlmaktadýr(5 Ramazan 1206/ 2 Kasým 1791). Þeyh Cemaleddin Efendi tekkeye verilmekte olan her ay 2 kile ve her gün 1 vukiyye pirinci 1224/ Aðustos 1809 senesi Receb’inde de almaktaydý. 4 Cemaziyel-evvel 1213/1798 tarihinde selefi Þeyh Mehmed Efendi’nin(1210/1795) ölümü üzerine tekke þeyhliðine, Semerkandî Elhac Nazýr Efendi getirildi. O’nun þeyhliði döneminde padiþahýn tekkeye Filibe mukataasý malýndan fakirlerin ihtiyacý için günlük bir þinik pirinç tahsis ettiðini öðreniyoruz. Filibe'den günlük pirincin getirilmesi imkânsýz olduðundan, pirinç Matbah-ý Amire’nin ocaklýk tahsisatýndan veriliyordu. Nazýr Efendi'den sonra yerine geçen Þeyh Buharalý Halil Efendi de eskiden olduðu gibi pirinci alabilmek için Divan-ý Hümâyuna baþvurarak, Rebiülevvel 1214/Aðustos 1799 tarihinde sadýr olan fermanla ayný hakka sahip oldu. Durum Rikab-ý Hümâyûn defterdarý Mehmed Salih Efendi'nin telhisiyle baþ mukataa kalemine bildirildi.
Þeyh Hacý Halil Efendi'nin vefatýndan sonra (1228/1813) yerine geçen oðullarý Þeyh Ýbrahim ve Ýsmail Efendiler yukardaki bir þinik pirinç hakkýný almaya devam ettiler (2 Safer 1230/14 Ocak 1815). Es-þeyh Mehmet Sadýk ve Es-seyit Abdürezzak Efendi Dîvân-ý Hümâyûn’a arzuhal verip El-Hac Halil Aða Ýbn-i Hasan Efendi Vakfý’ndan olan Özbekler Tekkesi’ne, Filibe Nezareti mukataasýndan; günlük 1 þinik erz (pirinç) ve Ahyolu Memlahasýndan; günlük 1 þinik melh(tuz) tahsisinin devamý için baþvurdu. Þeyh Ýbrahim Efendi’nin, çocuksuz vefatýndan sonra tekkeye yapýlan bu tahsisat ikiye ayrýlarak Ýbrahim ve Ýsmail Ýbn-i Halil Buharî Efendilere 10 Rebi’ül-ahir 1237/4 Ocak 1822 tarihinden itibaren verilmeye devam edilmiþti. Görüldüðü gibi tekkenin bütün ihtiyaçlarý devletin gelirlerinden karþýlanýyordu. Bu da doðal olarak devletin tekkeleri dikkatle izlemesi ve kontrol etmesini saðlamaktaydý. Tekkenin malî baðýmsýzlýðýnýn olmamasý devlet menfaatlerine aykýrý bir konumda bulunmamasýný da zorunlu kýlýyordu. Devletle herhangi bir çatýþmada dergâhýn gelirleri kýsýtlanabilir, hatta kapatýlabilirdi. Böylelikle tekke ve devlet uyumlu bir þekilde iliþkilerini ayarlýyorlardý. Osmanlý Devleti’nin tarikatlara yaklaþýmý da düzenini bozmadýklarý sürece olumluydu. Devlet-tarikat münasebetleri de oldukça dengeli idi. Devlet bunlarýn dinî ve sosyal bir fonksiyon icra ettiðini görüyor ve destekliyordu. Dergâh iþlerinden evkaf nazýrlýðý sorumluydu. Ayrýca Özbekler Tekkesi 1260/1844 yýlýnda Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafýndan bugünkü þekliyle yeni baþtan inþa ettirilmiþtir. Arþivde rastlanan diðer bir belgeden öðrendiðimize göre, Üsküdar Özbekler Tekkesi þeyhleri Abdürrezzak (ölm. 1854) ve Mehmet Sadýk Efendiler’in her birine 50'þer kuruþtan aylýk 100 kuruþ maaþ baðlanmýþtýr. Bu süre sonra Mehmed Sadýk (ölm. 17 R 1262/ 14 Nisan 1846) Efendi'nin de vefatý üzerine uhdesine düþen þeyhlik hissesi aylýk 50 kuruþ maaþýn kendilerine tahsisini oðullarý Ýbrahim Edhem ve Mehmed Salih Efendiler talep ettiler. Þeyh Abdürrezzak Efendi'nin uygun görmesiyle aylýk 50 kuruþun adý geçenlere baðlanmasý hakkýnda irade çýktý. (27 Nisan 1846). Tekkenin akarsuyu olmadýðý için derin bir kuyu yaptýrýlmýþtý. Bu kuyunun "âbkeþi" (sucu) olmadýðýndan her sene 200 kuruþ kova, ip vs. masrafý ve âbkeþ ücretinin karþýlanmasýnda zorluk çekildiði Þeyh Abdürrezzak Efendi tarafýndan padiþaha bildirildi. Padiþah su teminini de hayýrlý bir iþ olarak gördüðünden tekkeye bütün masraflarý Mart 1262 (1846)'dan itibaren altý ayda bir defa 100 kuruþtan senelik 200 ve ayný sene Haziran’ýndan baþlayarak her ay verilmek üzere 15 kuruþ âbkeþ ücreti tahsisini uygun gördü (13 Haziran 1846).
Özbekler Tekkesi’nin ihtiyaçlarý bitip tükenmek bilmiyordu. Nitekim daha 1847 yýlý baþýnda dergâha verilen taamiye (iaþe) yetmediðinden Þeyh Abdürrezzak zam talebinde bulundu. Haremeyn hazinesinden ve Sultan Abdülmecid Han vakfýndan fakirler için 200 kuruþ, Þeyh Abdürrezzak ve ortaðýna ise maaþ olarak 100 kuruþ veriliyordu. Derviþlerin ve fakirlerin sýkýntý çekmemeleri maksadýyla tahsisatlarýna 200 kuruþ daha zam yapýldý. Böylece tekke, ayda 500 kuruþ almaya baþladý (21 Ocak 1847).
Özbekler Tekkesi þeyhleri Rumeli ve Anadolu'da vefat eden Özbek ahalisinden varisi olmayan kimselerin terekelerini emanete alýyordu. Mesela Þeyh Abdürrezzak Efendi Üsküp'te ölen Hüccetü'l-Ýslam adlý kimsenin mirasýnýn bedeli olan 1764 kuruþu almak üzere Beytü'l-mâl’a baþvurdu. Konu Meclis-i Vâlâ-yý Ahkâm-ý Adliye’ye havale edildi. Daha önce sadýr olan fermanla vefat eden Özbeklerin miraslarý tekkeye býrakýlmýþtý. Vârisi olanlarýn terekeleri Beytül-Mâl’de korunup varisleri çýktýðýnda kendilerine teslim ediliyordu.
Meclis-i Vâlâ, nisaba malik olmayan, yani terekesi cüz'i bulunanlarýn bedelinin Abdürrezzak Efendi'ye verilmesini uygun buldu. Fakat þeyhin alabileceði "hadd-ý nisâb" keyfiyeti 200 dirhem gümüþ (fizze)'ten ibaret olduðu belirtilmiþti. Bu cümleden olarak Özbek ahalisinden ölenlerin terekeleri bedeli 500-600 kuruþ olduðunda tekkeye, o miktarý aþanlar ise devlet hazinesinde alýkonulacaktý (4 Mart 1848). Anlaþýldýðý üzere devlet yüksek oranda kalan miraslarý tekkeye vermek taraftarý deðildi. Belki de böylece tekkelerin malî bakýmdan çok zengin bir duruma gelmesinin önü alýnmak isteniyordu. Çünkü kendilerine yeterince tahsisat veriliyordu. Tekke þeyhlerinin þahsî olarak zenginleþmelerinin de sakýncalý bulunduðu söylenebilir. Böylece devletin tereke gelirlerinin de önemli ölçüde azalmasýnýn önüne geçiliyordu. Zaten bu gelirler baþka hayýr iþlerinde kullanýlýyordu.
1852 yýlýna gelindiðinde tekke harap olmuþtu. Tamiri için 4400 kuruþ ile yerlere döþenen hasýr masrafý 1100 kuruþun Laleli Vakfý’ndan ödenmesi kararlaþtýrýlmýþtý. Tekkenin tamiri ayrýlan paradan 1800 kuruþ daha fazlaya mal olmuþtu. Yapýlan toplam 7300 kuruþluk masraf Laleli Vakfý’nýn 1267/1851 senesi gelirlerinden saðlandý (8 Nisan 1852).
Özbek ahalisinden Osmanlý topraklarýnda ölenlerin terekeleri satýldýktan sonra çok veya az elde edilecek gelirleri emaneten devlet hazinesine býrakýlýyordu. Þeyh Abdürrezzak Efendi'nin ölümüyle yerine geçen Mehmed Efendi bu terekelerin varis veya vekilleri çýkarsa "ber vech-i þer'î" olmak üzere verâsetin yerine ulaþtýrýlma iþini müstakil olarak yapmaya baþladý. Osmanlý topraklarýnda ölen Özbek ahaliden kalan miraslarýn idaresinin þeyhe verilmesi bu konuda bazý suistimallerin olabileceðini akla getirmektedir. Belki de sahte mirasçýlar devlet hazinesine gelerek ölenin varis veya vekili olduðunu iddia ediyor ve ölen þahsýn varisleri hakkýnda yeterli bilgi sahibi olmayan devlet memurlarý bazý hatalar yapýyordu. Doðru iþlemeyen sistem gerçek mirasçý olan Özbekler Tekkesi ve devlet hazinesi zararýna yol açýyordu (22 Þubat 1857).
Ýstanbul ve Bilâd-ý Selâse’de bulunan bütün tekke ve zaviyelere her senenin baþýnda Haremeyn-i Muhteremeyn Hazinesi’nden verilmekte olan otuzar guruþ Muharremiye’nin Bülbül Deresi’ndeki Divâne Ali Özbek Tekkesi’ne de ödendiði görülmektedir. Buhara ahalisinin aðýrlanmasýnda kullanýlan dergâhýn tahsisatý, ihtiyaçlarý yeterince karþýlayamýyordu. Þeyhler bir sanat öðrenip az olan gelirleri artýrmaya çalýþýyordu. Mesela Þeyh Hacý Mehmed Salih Efendi daha önce öðrendiði litografya usulüyle kitap basmaktaydý. 1860 yýlýnda harflerle kitap basmak üzere Meclis-i Maarif’e müracaat etmiþtir. O dönemde Ýstanbul'da neþriyat yapmak isteyenler Meclis-i Maarif ve zabtiye tarafýndan incelendikten sonra sadaretin onaylamasýyla "basmahâne" açabiliyorlardý. Aslýnda Ýstanbul ve bazý eyaletlerdeki ecnebiler "hurûfla" neþriyat yapmaktaydý. Þeyh Mehmed Efendi'nin Osmanlý tebaasýndan olduðu halde hususî izin almasý memnuniyetle karþýlandý. Hatta zabtiye müþiri, þeyhin kanunlara aykýrý davranmayacaðýna dair kefil olmuþtu. Kendisinden mühürlü senet de alýnmýþtý. Mehmed Efendi basacaðý kitap ve risâleleri öncelikle Meclis-i Maarif’e göndererek ruhsat alacaktý. Ýzinsiz kitap basmayacak ve usullere aykýrý bulunur ise basmahânesi kapatýlacak, kendisi ve kefili haklarýnda verilecek ceza icra edilecekti. Mehmed Salih Efendi kýsa sürede basmahane açma ruhsatý aldý (l l Mayýs 1860).
Özbekler Tekkesi’nin binalarý 1890'lý yýllarda oldukça harap olmuþtu. Þeyh Edhem Efendi'nin (ölm. 1904) tahsisat arttýrýlmasý isteði ve dergâhýn hazine-i hassaca tamir edilmesi II. Abdülhamid tarafýndan kabul edildi. Eðer evkaf hazinesinde bir miktar fazlalýk olursa tahsisatýnýn artýrýlmasý da öngörülmüþtür (10 Mart 1891). II. Abdülhamid'in bu cömertliði ve hayýr severliði üzerine postniþin Edhem Efendi kendi imal ettiði süslü bir yazý çekmecesini, kendisi gibi, iyi bir marangoz olan padiþaha hediye etti. Çekmecenin imalinde gösterilen maharet takdirle karþýlanmýþ, þeyhe mükafat olarak bir iftihar madalyasý verilmiþtir (8 Nisan 1891). Dahiliye Nezareti’nin 1301/1883-1884 tarihli istatistik cetvelinde burada 13 erkek ve 8 kadýnýn ikamet ettiði belirtilmekte, ayrýca Maliye Nezareti’nin taamiye ve tahsisat defterinde tekkeye günde 2 okka et, yýlda 372 kuruþ verildiði bildirilmektedir.
Özbekler Tekkesi sanat ve sanayi tarihimizde açýsýndan önemli bir rol oynamýþtýr. Þeyh Mehmed Sadýk Efendi ana yurdu Buhara'da öðrendiði ebru sanatýný Ýstanbul'da devam ettirdi. Ebru sanatýný oðullarý Ýbrahim Edhem ile Mehmed Salih Efendi'ye öðretmiþtir. 1829 yýlýnda tekkede doðan Þeyh Ýbrahim Edhem Efendi birçok sanatý bilmesiyle ünlenmiþti. Ýbrahim Edhem Efendi, hattatlýk, ebruculuk, doðramacýlýk, marangozluk, oymacýlýk, hakkâklýk, matbaacýlýk ve dokumacýlýk gibi pek çok el sanatýný büyük bir beceri ile yapýyordu. Edhem Efendi babasý Þeyh Sadýk Efendi ve tekkeye gelen Buharalý alimlerden dersler alarak Arapça, Farsça ve Çaðatayca öðrenmiþ bu dillerde þiirler yazmýþtý. Çarþambalý Arif Bey’den talik dersi almýþ ve sonrada kendisine icazetname verilmiþti.Bu yeteneklerinden dolayý kendisine “hezarfen” lakabý verilmiþti. Edhem Efendi, 1863'deki uluslararasý Ýstanbul sergisine katýlmýþ, burada sergilediði dokuma seccadeleri büyük beðeni kazandý. Þeyh Edhem Efendi, yaptýðý buhar makinesi ile 1867 uluslararasý Paris Fuarý’na katýlýp madalya aldý. Þeyh Edhem Efendi'nin icadý olan buhar makinesinin plakasý halen tekkede muhafaza edilmektedir. Bunun yanýnda Þeyh Edhem Efendi, tekkesinde, kuyudan su çekebilen bir tulumba yaptýðý gibi, icat ettiði bir sünnet aletiyle de Almanya’dan takdirname de aldý.
Döneminde büyük bir ebru ustasý olan Edhem Efendi, aralarýnda Sami Efendi, Aziz Efendi ve Abdülkadir Kadri Efendi'nin de bulunduðu birçok ebru sanatçýsý yetiþtirmiþtir. Bu maharetlerini bilen Midhat Paþa 1869'da kurduðu Mekteb-i Sanayi’nin baþýna Þeyh Edhem Efendi'yi getirmiþti. Bu okulda pek çok tornacý ve tesviyeci yetiþtiren, Türkiye'de ilk kurþun borunun dökümünü gerçekleþtiren Þeyh Efendi, hakkýnda düzenlenen "tekkede top döküp sarayý havaya uçurur" yollu jurnaller yüzünden kale ve Harem-i Þerif’in onarýmý bahanesiyle Hicaz'a yollanmýþtýr. Edhem Efendi gençliðinde okçuluða da merak sarmýþ bu spor da da bazý baþarýlar da elde etmiþti. Ayrýca 1877-1878 Osmanlý-Rus Harbinde Üsküdarda teþkil edilen Mevkib-i Hümâyun’da kumandanlýk vazifesiyle bulunmuþtur. Ayrýca Ýbrahim Edhem Efendi'nin, tekniðini bir Hintliden öðrendiði dokumalarý Sultan Abdülhamid'in çok beðendiði ve sarayýn mefruþatýnda kullanýlacak dokumalarý kendisine sipariþ ettiði söylenmektedir. Edhem Efendi'nin meþihatý (1855-1904) sýrasýnda bir bilim ve sanat yuvasýna dönem Özbekler Tekkesi’ne Matematikçi Salih Zeki Bey, Mekteb-i Harbiye Nazýrý Galib Paþa, Ressam Hüseyin Zekai Paþa, Halide Edib Adývar'ýn babasý Edib Bey, Filozof Rýza Tevfik (Bölükbaþý), Hattatlar Sami Efendi, Aziz Efendi, Abdülkadir Kadri Efendi, Necmeddin Okyay gibi ünlü simalarýn devam ettiði bilinmektedir.
1894 yýlýnda tekkenin tekrar tamiri gündeme geldi. Yapýlan keþifte 56.000 kuruþla bunun gerçekleþebileceði tespit edildi. Tekkenin gelirleri olmadýðýndan tamirin evkafýn fazla gelirlerinden yapýlmasý kararlaþtýrýldý. Þehremânetince yapýlan ikinci keþifte mecîdi 19 kuruþ hesabýyla 45.016 guruþ 36 para olarak saptanan masrafýn "zuhurat" gelirlerinden 1308/1891 yýlýna mahsuben ödendiði görülmektedir (22 Mart 1894). Tekke’nin 8 Eylül 1898 tarihinde saraydan verilen tahsisatýnýn artýrýldýðý görülmektedir. Nitekim Sultan II. Abdülhamid’in iradesiyle tekkenin tahsisatýna günlük 18 fodla, 2 okka et ile aylýk 30 okka sade yað, 4 çeki odun ve yýllýk 2.500 okka kömürle sebze ve diðer masraflarý içinde ayda 350 guruþluk zam yapýlmýþtýr. Takriben on sene sonra tekke yine tehlikeli bir þekilde harap oldu. Dergâhýn tamiri gümüþ mecidî 19 kuruþtan 27.500 kuruþ bedelle müteahhit boya tüccarý Ali Efendi'ye ihale edildi. Masraf, II. Mahmud'un vakfýnýn 1322 yýlý gelirlerinden karþýlandý. Dergâhýn on yýl evvelki tamiri de ayný vakýftan ödenmiþti. Tamir fazla masraf yapýlmadan 16 Aðustos 1906'da baþladý. Bu olaydan tam bir yýl sonra Kalenderhâne (Özbekler Tekkesi) dergâhýnýn Horhor'daki Hindîler Dergâhý’ný emsal göstererek tayinatlarýnýn artýrýlmasýný istediði görülmektedir. Þûrâ-yý Devlet durumu ele alarak, "muhtacîn münhâlâtý"nýn ilerideki gelirlerinden karþýlanmak üzere emsali gibi senelik 1328 kuruþ 28.5 paranýn tekkeye tahsisini uygun buldu (22 Aðustos 1907).
Özbekler Tekkesi’nin Buhara'dan gelip Osmanlý Devleti tabiyetine geçmek isteyenler için de bir tasdik veya güvenlik soruþturmasý merkezi olduðu anlaþýlmaktadýr. Mesela Osmanlý tabiyetine geçmek isteyen Murad Efendi adlý þahýs Þeyh Sadýk Efendi'ye sorularak iþlem yapýlmýþtý. 20 Nisan 1915'te vefat eden Þeyh Sadýk Efendi'nin dergâhýn haziresine gömülmesi için saraydan izin alýnmýþtýr.
Ýstanbul’da bulunan bir çok asker ve sivil erkan Milli Mücâdele’nin baþlamasýndan sonra Anadolu’ya geçmek için her türlü tehlikeyi göze almýþlardý. Ýstanbul’un 16 Mart 1920’de Ýtilâf Devletleri tarafýndan resmen iþgali, Milli Mücadele’yi destekleyen insanlarýn Ýstanbul’da kalmalarýný tehlikeli hale getirmiþti. Ayrýca Ýtilaf Devletleri’nin baþkenti iþgal etmeyeceklerini açýklamalarýna raðmen Mondros Mütarekesi’nin 7. ve 24. maddelerini kendi menfaatlerine yorumlayarak iþgallere devam etmeleri sulh yoluyla barýþ arayanlarýn umutlarýný söndürdü. Bu süreç iþgalcilere silahlý mukavemet taraftarý vatanperverleri haklý çýkardý. Meclis-i Mebûsân’ýn basýlmasý, üyelerinin tutuklanmasý, bazý vatanperverlerin Ýtilâf Devletleri ve Ýstanbul hükûmetleri tarafýndan aranmaya baþlamasý veya tutuklanmasý, mebus, subay ve memurlarýn Anadolu’ya geçiþini hýzlandýrdý. Anadolu’ya yalnýz subay ve sivillerin geçiþi deðil, gerekli silah ve cephanenin de kaçýrýlmasý gerekiyordu. Boðazlar ve önemli deniz yollarýnýn, iþgal devletlerinin denetim ve kontrolünde olmasý milli mücadeleye katýlacak insan ve kaçýrýlacak silahlar için en emin yolun karayolu olduðunu gösteriyordu.iþgal devletlerinin kontrolü altýnda ki Ýstanbul’da vatanýn kurtuluþu için çalýþmalar yapmak her geçen gün imkansýz hale geliyordu.dolayýsýyla Milli Mücadele’ye katký yapan en önemli güzergâh Ýstanbul-Ýzmit-Geyve-Adapazarý yoluydu Anadolu’ya ilk geçiþlerin büyük çoðunluðu bu yol üzerinden gerçekleþmiþti. Bu geçiþler sýrasýnda yolculara kýlavuzluk ve lojistik destek saðlayan kuruluþlardan biri de Karakol Cemiyeti idi. Cemiyet geçiþlerin güvenli ve kolayca yapýlabilmesi için bir menzil hattý teþkilatý kurmuþtu. Bu teþkilatýn baþýnda Kocaeli Kuvva-yý Milliye Kumandaný Yenibahçeli Þükrü Bey bulunuyordu. Menzil teþkilatýnýn Kadýköy mýntýkasýnda Orhan Veysel Bey, Gebze mýntýkasýnda Dayý Mesut( Gürbüz ), Þile’de Yusuf Ziya ( Þahap ), Kartal’da Ýhsan Bey, Beykoz’da Murat Bey (Korsan ), Kefken’de Ýpsiz Recep Beyler vazife yapýyorlardý. Ýlaveten menzil teþkilatýna baðlý seyyar gruplar da vardý. Menzil teþkilatý ilk olarak Ýstanbul Anadolu koridoru olarak bilinen güzergah üzerinde ki yol güvenliðini tehdit eden çetelerin temizlenmesine çalýþmýþ, bunun baþarýlmasýndan sonra bu yolla Anadolu’ya bir çok vatanperver ve silahý kaçýrmaya muvaffak olmuþtur. Bu meyan da Sultan Tepe Özbekler Tekkesi Millî Mücadele tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Çünkü menzil hattý Üsküdar’da Özbekler Tekkesi’nden baþlayarak Geyve’ye kadar devam etmekteydi. Tekkenin son þeyhi olan Âta Efendi’nin (ölm. 1936), bu yönde ki faaliyetlerini dönemin Ýstanbul’unda polis memuru olarak çalýþan ve Anadolu’ya birçok hizmetleri geçen Razi Yalkýn, Þeyh Âta’nýn Özbekler Tekkesi için “ O günlerin millet fedailerini, istiklâlin Kâbesi olan Ankara’ya ulaþtýran nurlu yollardan birinin ilk duraðý ve gizli sýðýnaðý” ifadesini kullanmaktadýr ”. Karakol Cemiyeti’nin vasýtasýyla Anadolu’ya gitmek isteyenler önce Özbekler Dergâhý’na gider ve menzil teþkilâtý’nýn kontrolünde yolculuða baþlarlardý. Þeyh Âta’nýn tekkesine gelenler kapýyý açana: “ Bizi Ýsa yolladý” parolasýný vererek içeri girer ve plana göre Anadolu’ya geçerlerdi. Anadolu’ya bu yolla geçen Türk Aydýnlarýnýn ilk büyük gurubunu Halide Edib Adývar ve beraberinde ki 24 mebus oluþturuyordu. Halide Edib ve Doktor Adnan Adývar Özbekler Dergahý’na giderek Þeyh Âta vasýtasýyla Anadolu yolculuðuna baþlamýþlardý. Beraberlerinde baþka mebuslar ve subaylarda olmasý planlandýðý halde Tekke’nin Ýngilizler tarafýndan basýlmasý ihtimali yüzünden yola yalnýz çýkmalarý zarureti ortaya çýkmýþtý. Bir tedbir olarak Dr. Adnan ve Câmi Bey’lerin ayrý olarak yola çýkmalarý kararlaþtýrýlmýþ, Halide Edip ile Bülbül Deresi’nde buluþmuþlardý. O günler de Kýsýklý ve Çamlýca Ýngilizler tarafýndan iþgal edildiði için buraya gelen herkes kontrole tabii tutulup aranýyordu. Halide Edib, Yalnýzselvi’ye giriþ de kendisine refakat edecek jandarma erini beklemiþ, nihayet Samandýra’ya doðru yola çýkmýþtý. Bu arada Ýngilizlerin Dudullu’yu iþgal etme haberi alýnýnca burasý arabayla hýzlý bir þekilde geçilip Dr. Adnan veAydýn Mebusu Câmi (Baykurt) Beylerle Samandýra’da buluþtular. Birlikte Tepeviran’a doðru yola çýktýlar. Burada kafileye yeni katýlýmlar oldu. Güzergâh Korna Köyü üzerinden geçmekteydi. Bir gece önce ayný yollardan Ýsmail Fazýl Paþa (Ali Fuad Cebesoy’un babasý), Halide Edib kafilesinin yolda olduðunu Mustafa Kemal Paþa’ya bildirmiþ, fakat bu haber Ýngilizler eline geçince Korna Köyü iþgal edilmiþti. Kafile Yenibahçeli Þükrü Bey’in yardýmýyla Ýzmit’ten geçerek üç günlük bir yolculuktan sonra Adapazarý’na ulaþacaktý (20 Mart 1920). Halide Edib kafilesiyle ayný günlerde Kaymakam Hüsrev Gerede, Kaymakam Kâzým, kaymakam Naim Cevat, Hüsrev Bey’in kardeþi kaymakam Besâlet Beyler Anadolu’ya geçtiler. Ayrýca Millî Mücâdele sýrasýnda Karakol Cemiyeti’nin silah ve cephane kaçýrma iþlerinde Özbekler Tekkesi’nden yararlanýlýyordu. Kaçýrýlan silahlar gizlice tekkeye getiriliyor, oradan cemiyet fedailerince Büyük Çamlýca yoluyla, önce Kýsýklý imamý Nuri Hoca’nýn Libadiye’deki evinin yanýndaki mezarlýða, sonra da Dr. Esat Paþa’nýn çiftliðine aktarýlýyor, uygun bir zamanda Tomruk memba suyu taþýyan arabalarýn altlarýnda Alemdaðý’ndaki milli güçlerin gizli karargâhýna ulaþtýrýlýyordu. Tekke iþgalden cesaret alarak Türk köylerini basan Rum ve Ermeni eþkiyalarýyla çarpýþýrken ya da iþgal altýndaki cephanelikleri basarken yaralanan milliyetciler için gizli bir hastahane olarak çalýþýyordu.Gizlice tekkeye gelen doktorlar burada mesaide bulunuyorlardý. Özbekler Tekkesi, bir posta merkezi gibi de çalýþýyordu. Ankara ile yapýlacak bilgi alýþveriþleri için bu kanal kullanýlýyordu. Ýstanbullu erlerin aileleriyle mektuplaþmalarý da bu yolla saðlanýyordu. Hukukçu olan Þeyh Âta Efendi (1883-1936), Karakol Cemiyeti’nin kurucularýndandý. Temsil ettiði dinî ve manevî deðerleri, vatanýn kurtuluþu ve istiklâline vakf etmiþti.Baþýnda yeþil sarýðý, sýrtýnda cübbesi kapý kapý dolaþarak bunalmýþ ruhlara ümid telkin etmesinin yaný sýra tekkesinin dýþýndaki ulema ile de ilgilenerek onlarýn Anadolu harekatýnýn yanýnda yer almalarýna çalýþmýþtýr. Hatta Þeyh Âta Efendi Anadolu’ya geçtikten sonra Mustafa Kemal Paþa ile Enver Paþa arasýndaki anlaþmazlýklarý gidermekte de önemli rol oynuyor ve 1920’ de Ankara’nýn talebiyle Türkistan’a gidip Enver Paþa ile görüþüp, bu arada önemli para yardýmý da saðlayarak yurda dönmüþtü. Araþtýrma ve hatýralarda bu tekke ile Maltepe Endaht Mektebi kanalýyla Anadolu'ya geçenler arasýnda Harbiye Nazýrý Fevzi Çakmak, Ýsmet Ýnönü, Celal Bayar, Adnan ve Halide Edib Adývar, mebuslardan Ali Fuad Cebesoy'un babasý Ýsmail Fazýl Paþa, Mehmed Akif Ersoy, Hamdullah Suphi (Tanrýöver), eski meclis-i mebûsan baþkaný Celâleddin Arif Bey, Yunus Nadi, Miralay Kâzým(Orbay), Erzurum mebuslarý Hüseyin Avni, Necâti, Zihni ve Necip Beyler Ýsmail Suphi(Soysallýoðlu), Sakallý Nureddin Paþa, erkân-ý harbiye kaymakamý Seyfi, Binbaþý Saffet (Arýkan), Ahmed Ferid, Ýbrahim Süreyya, Nevres, Çerkes Edhem’in kardeþi Saruhan Mebusu Binbaþý Reþit, Hüsrev(Gerede), Keskin Mebusu Rýza, Ýstanbul mebusu Ali Rýza, Binbaþý Besâlet Beyler, emekli kolaðasý Manastýrlý Nuri, polis merkezi memurlarýndan Manastýrlý Nuri (Conker), Yüzbaþý Ýsmail Hakký, Mehmet Ali, Erkân-ý Harb Derviþ, Mülâzým-ý evvel Abdurrahman sayýlmaktadýr.
Ýstanbul'daki Özbek Tekkeleri ve Afganîler Tekkesi birbirleriyle yakýn iliþkiler kurmuþtu, Ýstanbul'da Özbek Tekkeleri Sultanahmet, Eyüp ve Üsküdar'da olmak üzere üç tane idi. Cumhuriyet dönemine kadar bu kuruluþlar, gayelerine uygun olarak Orta Asya'dan gelen yüzlerce kiþiyi konuk etmiþtir. Ayrýca Orta Asya'nýn tasavvuf kültürünü ve Yeseviliðe özgü tarikat folklorunun yaþatýldýðý birer ocak olmasý açýsýndan da önem taþýrlar. Ziyaretçiler için Tekkede künye defteri ve resmi misafirîn defterleri bulunmaktadýr. Bu defterlerde ziyaretçilerin adlarý doðum yerleri, baba adlarý, meslekleri, tekkeye geliþ tarihleri gibi bilgiler ihtiva etmektedir. Künye defterinde , 1323-1341 yýllarý arasýnda konaklayanlar hakkýnda bazý kayýtlara rastlanýlmaktadýr. Ayrýca bu defterde 1942,1947 ve 1951 yýllarýnda ait de birer kayýta rastlanýlmaktadýr. Resmî misafirîn defterinde de 1224-1241 yýllarý arasýnda iþlenmiþ 254 kayýt bulunmaktadýr. Bu defterler incelendiðinde tekke de bir gece konaklayanlarýn yanýnda dört yýl kalanlara da rastlanýlmaktadýr. Misafirlerin çoðunluðunu çeþitli mesleklere sahip Türkistanlýlar oluþturuyordu.
Tekkelerin kapatýlmasýndan (1925) sonra, selâmlýk bölümünde son postniþin Þeyh Âta Efendi (ölm.1936)'nin kardeþi Þeyh Necmeddin Efendi (Özbekkangay ölm.1971) ile ailesi, haremde tekkenin bazý emektâr mensuplarý, derviþ hücrelerinde de son "hücreniþin" Tufan Baba ikamet etmiþlerdir. Cumhuriyet devrinde senenin belirli günlerinde tekkenin mutfaðýnda geleneksel özbek pilavý piþirilmiþ, aþure ve mevlit cemiyetleri düzenlenmiþ, Þeyh Necmeddin Efendi tarafýndan mûsiki ve sohbet toplantýlarý devam ettirilmiþtir. Bu yýllarda da tekke bir çok sanat ve kültür adamýnýn buluþma mekaný olmuþtur. Bunlar arasýnda Süleyman ve Ulvi Erguner,Aka Gündüz Kutbay, Niyazi Sayýn, Cüneyt Orhon, Nezih Uzel sayýlabilir. Bu arada uzun müddet onarým görmeyen tekke binasý harap olmuþ, 93 harbi muhacirleri için yaptýrýlan odalar 1950'lerde yýktýrýlmýþtýr. ABD'de yaþayan ve tekke þeyhlerinin neslinden gelen eski büyükelçilerden Münir Ertegün'ün oðullarý ünlü iþ adamlarý Nasûhî ve Ahmet Ertegün kardeþlerin yardýmlarý ile tekkenin mescit, tevhidhane, mutfak ve selamlýk bölümleri 1983'te yüksek mimar Cengiz Bektaþ'ýn denetiminde onarýlmýþtýr. Günümüzde Þeyh Necmeddin Efendi'nin oðlu Edhem Özbekkangay ailesi ile selamlýk bölümünde ikamet etmekte, tekkeyi özgün dekoru ve havasýyla küçük bir müze gibi korumaktadýr. Son olarak harem bölümü de onarýlmýþ ve 12 Eylül 1994'te ABD Dýþiþleri eski Bakaný Kýssýnger'in da katýldýðý bir törenle açýlýþý yapýlmýþtýr. Þeyh Hezârfen Edhem Efendi’nin torunlarýndan Amerikan-Türk Dostluk Derneði Baþkaný Ahmet Ertegün tarafýndan, 1997 senesinde Münir Ertegün Tarih Araþtýrma Vakfý kurularak, Özbekler Tekkesi bu vakfýn bakým ve himayesine alýnmýþtýr.
Sonuç
Üsküdar Özbekler Tekkesi’ne dair yaptýðýmýz bu araþtýrma, tekkenin bütünüyle malî bakýmdan devlete baðlý olduðunu göstermektedir. Þeyhlerin maaþlarý dahi devlet tarafýndan ödeniyordu. Devlet tekkeyi dikkatle izliyor ve kontrol ediyordu. Dergâhlardaki dinî tören ve ibadetlere devletin hiçbir müdahalesi olmadýðý görülmektedir. Tekke devletin menfaatlerine aykýrý bir davranýþta bulunamazdý. Zira herhangi bir çatýþmada dergâhýn gelirleri kesilebilir, hatta kapatýlabilirdi. Tekkelerin dinî yönü yanýnda sanat ve kültür hayatýna da önemli katkýlar saðladýðý görülmektedir. Mesela Özbekler Tekkesi Orta Asya kültürünün Osmanlý Devleti’nde bir temsilcisi gibi idi. Tekke þeyhlerinin genellikle iyi eðitim görmüþ, kendi ihtiyaçlarýný kendileri karþýlayabilen hünerli þahýslar olduklarý anlaþýlmaktadýr. Osmanlý arþivinde tekkelerle ilgili benzeri pek çok belge mevcuttur. Bu belgeler kullanýlarak tekkeler hakkýnda daha saðlam bilgilere ulaþmak mümkündür. Temennimiz ileride yapýlacak araþtýrmalarda arþivlerin daha iyi deðerlendirilmesidir. Burada Özbekler Tekkesi’nin dinî hayatýmýzda olduðu kadar, bilim, sanat ve Milli Mücadele tarihimizde de çok önemli roller oynadýðý tekrar vurgulanmalýdýr.
18.06.2003
|
|
Bu haber 3908 defa okundu.
|
admin21
Tarafýndan Eklendi.
|
Tüm Yorumlarý Okumak Ýçin Týklayýnýz
|
|
Okur Sistemi
|
|
|
 |
|
|
Anket
|
|
|
 |
|
|
|
|
Foto Galeri
|
|
|
|
Video Galeri
|
|
|
|
Dosyalar
|
|
|
 |
|